Sanal Gerçeklikten, Hayatın Gerçeklerine: İstifa Ettikten 4 Saat Sonra Gelen Teklif ve 72.000 Sterlinlik Yolculuk

İstifa sonrası gelen yeni teklif ve kariyer yolculuğu

İstifa Ettikten 4 Saat Sonra Gelen Teklif ve 72.000 Sterlinlik Yolculuk Kapıdan çıktığımda “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünüyordum… Cebimde bir sonraki ayın kirası yoktu. Sadece yaptığım işe, teknik bilgime ve o ana kadar verdiğim emeğe güveniyordum.

Önceki yazı: 20 TL’lik Kartondan HTC Vive’a: Bir VR Geliştiricisinin Sahne Arkası

Akşam eve döndüm. Bir umut, sosyal medya hesaplarımdan işten ayrıldığımı duyuran basit bir güncelleme paylaştım. Beklentim yoktu.

Ama sadece 4 saat sonra, bildirim ekranıma düşen bir mesaj hayatımın akışını değiştirdi: “Ayrıldığını gördüm. Konuşalım mı?”

Mesajı atan, İngiltere merkezli bir girişimin kurucusuydu. Beni uzaktan takip ediyordu. Hemen ardından bir telefon görüşmesi yaptık. Konuşma o kadar hızlı ve net ilerledi ki, bir an bunun gerçek olmadığını, bir şaka olduğunu bile düşündüm.

Benden bir demo istiyorlardı. Karşılığında ise hem yüklü bir sözleşme hem de İngiltere’de çalışma vizesi sponsorluğu teklif ediliyordu.

Tek bir sorun vardı: Ne doğru düzgün bir bilgisayarım, ne de istenilen Artırılmış Gerçeklik (AR) demosunu test edebilecek uyumlu bir cihazım vardı. (O dönem işimizi şimdiki gibi kolaylaştıran LiDAR sensörler henüz yoktu, her şeyi saf kamera görüntüsü ve işlemci gücüyle çözmek zorundaydık.)

Elimde sadece Google ve Apple’ın sektöre yeni sürdüğü, dökümantasyonu yarım yamalak olan iki SDK vardı: ARCore ve ARKit.

İmkansız Demo ve Uykusuz Geceler

Bugün “ChatGPT, bana ARKit ile zemin algılama kodu yaz” diyebiliyorsunuz. Ama o zamanlar, Unreal Engine üzerinde bu SDK’ların düzgün bir desteği bile yoktu. Forumlarda insanlar birbirine “Bu fonksiyon neden çalışmıyor?” diye soruyor, cevap alamıyordu.

Tüm dökümantasyonları satır satır taradım. Deneme-yanılma yoluyla SDK’ları nasıl kullanacağımı öğrendim. Geceler boyu uyumadan, elimdeki kısıtlı donanımla bir demo oluşturdum. APK çıktısını aldım ve gönderdim.

O hafta bir sabah hesabımda ilk başlangıç ödemesini gördüm. Ve bir de fotoğraf: İngiltere’deki ofiste benim için hazırlanmış masam, son model ekipmanlar…

Her şey rüya gibiydi. Ama hayat, sen plan yaparken başına gelenlerdir.

Vize Çıkmazı ve Uzaktan Yönetim

Büyük bir heyecanla İngiltere Tier-1 (Exceptional Talent) vizesine başvurduk. Tam 3 kez denedik. Her seferinde saçma bürokratik nedenlerle ret mailleri aldım.

Yeniden büyük bir heyecanla İngiltere Tier-1 (Exceptional Talent) vizesine başvurduk. Tam 3 sene içinde, 3 kez şansımızı denedik. Her seferinde mantığın bittiği, bürokrasinin başladığı o duvarlara çarptık.

İlk ret gerekçesi tam bir trajikomediydi: Konsolosluk, yetenekli bir yazılımcının “kendine ait özel bir web sitesi” olması gerektiğini savunuyordu. Benim sitem vardı ama altyapısı WordPress olduğu için bunu “yeterince teknik” bulmamış ve reddetmişlerdi.

Yılmadık, tekrar denedik. Son başvurumuzda ise gelen ret mektubu daha da acımasızdı: Şirkete “yeterince gelir elde ettiremediğim” iddia ediliyordu. Oysa uzaktan geliştirdiğim projeler şirketin ana omurgasını oluşturuyordu.

Benim gibi vizesi çıkmayan Japon bir yazılımcı arkadaşımla birlikte, dünyanın iki farklı ucundan aynı codebase üzerinde çalıştık. Uzaktan son teknoloji 360 derece kayıt cihazlarını yönettim. Ekibi koordine ettim. Backend kodladım, mobil tarafa geçtim. Hatta o dönem Figma yoktu, Mac üzerinde Sketch kullanarak UI tasarımları çizdim, revizeleri aldım, sonra koda döktüm.

Geceleri uyumadım. Başarma inadı, yorgunluğumun üzerindeydi.

Acı Gerçek: Teknik Mükemmellik Yetmez

3 yılın sonunda, cebimde toplam 72.000 Sterlin kazanç birikmişti. Bu, o dönemki Türkiye şartlarında inanılmaz bir paraydı. Ama bir sabah şirket, operasyonlarını durdurma kararı aldı.

Neden mi? Geriye dönüp baktığımda, o kapanışın sebeplerinden birinin ben olabileceğimi düşünüyorum.

Teknik olarak kusursuz sistemler kurmuştuk. Algoritmalar, backend mimarisi, matematik… Hepsi saat gibi işliyordu. Ama bir şeyi bilmiyordum: Kullanıcı Deneyimi (UX) ve Arayüz (UI).

Tecrübe eksikliğim yüzünden, “çalışan” ama “çirkin” arayüzler tasarlamıştım. Arka planda ne kadar mühendislik harikası yaratırsanız yaratın, kullanıcının gördüğü tek şey o butondur. Eğer o buton doğru yerde değilse, o renk güven vermiyorsa, ürün satmaz. Ve satmadı.

Cebimdeki İki Miras

O 3 yılın sonunda elimde iki şey kaldı:

72.000 Sterlin: Finansal okuryazarlığım olmadığı için nasıl yöneteceğimi bilemediğim, ama bana büyük bir özgürlük sağlayan sermaye. (Bunun hikayesini ve yaptığım finansal hataları bir sonraki yazıda anlatacağım.)

Paha Biçilemez Bir Ders: Bir ürün sadece koddan ibaret değildir. “Full-stack” olmak, sadece hem backend hem frontend yazmak demek değil; kullanıcıyı ve pazarı da anlamak demektir.

Bazen fırsatlar yanlış zamanda gelir, bazen de siz o fırsata henüz hazır değilsinizdir. Ama o gün o demoyu yapmasaydım, bugün ne cebimdeki o sermayeye ne de “Ne yapmamam gerektiğini” öğreten bu tecrübeye sahip olacaktım.

Devamı Gelecek Yazıda…

“72.000 Sterlin Kazandım Ama Yönetebildim mi? Genç Bir Yazılımcının Finansal Sınavı”

Paylaş

SON YAZILAR

Öne Çıkanlar